Kökü Uyandıran Su Zambakları
Gerçekle rüya arasında, transit bir bölgede; kendimle, doğayla ve toprakla birleştiğim bir anda buldum kendimi. Gözlerimi kapattığımda gördüğüm karanlığın sol tarafında çok yaşlı bir kadın vardı. Toprağı kazmaktan, onu bir şekle sokmaya çalışmaktan bitap düşmüştü. Delirmis bir halde, ya bir şey arıyor, ya da bir yere varmaya çalışıyordu; anlayamadım. Fiziksel bir gerçeklikte olmadigimizin farkındaydım ama yanına gitmedim. Onu, başımı sağa sola çevirerek, oldugum yerde kalarak, anlamaya çalıştım. Bu madde otesi boyutta onu bedensel olarak sezebilmek hosuma gitmisti. Hayal dünyam maddesel dünyamla bağ kuruyordu; donuk değildim. Uzaktan, olduğum yerden onu ve hareketlerini izlerken, benim dikkatimle dönüşmeye başladı. Bir anda elleri durdu. O sırada gözümün önünden geçen kadın, bir su zambağına dönüşerek geri geldi. Kayarak toprağın içine girdi, ordan da benim bedenimin içine. Su zambağı kadin, toprağın gücüyle benim içimdeki kökü uyandıran bu rüya; bana hayatin sonsuz (cyclical) dongusunu hatırlattı. Benim topraktan, topraginda benden oldugunu, köklere temas ettikçe; hayatın yüzeyinde veya derinliğinde kaybolmadan var olabileceğimi hatırlattı. Topragin icine çabasızca kök salan su zambağı motifi hayatin icindeki cabasiz var olus halinin, akisla dans etmenin bir sembolu benim icin, bulunduğum materyal dunyada yasamanin bir yolu. Bu ruyayi bir kilim olarak kaydetmeyi secmemin en önemli sebebi, dokuma sanatinin sessiz bir iletişim biçimi olmasi. Anadoluda yapilan her kilim ,her sembol kendi anlamını taşır; bu anlamlar kilimde birbirine bağlandıkça, kadınların kendi aralarında kurduğu gizli bir dile dönüşür. Bu eserde dokuma benim için bir nesne değil; bir iletişim biçimi, bir hafıza taşıyıcısı ve bir bağ kurma pratiği olarak ele aliniyor Estetik bir sonuçtan çok, kadınların doğayla, bedenle, arzuyla ve zamanla kurduğu ilişkinin sembolik bir kaydıdır. Dokuma, kadınsı hafızanın bir formu. Tekrarla ve ritimle kadına ait dil kuşaklar boyunca aktarılır. Dokuma tezgâhında kurulan düzen, benim rüya âlemimle ilişki kurar; o yaşlı kadınla karşılaştığım, gerçek ile rüya arasındaki o geçiş alanına benzer. Dikey çözgü iplikleri yer ile gök arasında uzanan bir eksen gibi dururken, yatay atkılar zamanın akışını, göksel hareketleri ve yaşamın döngüsünü taşır. Dokuma, söze dökülemeyenlerin sessiz ama güçlü bir ifadesidir.
yün, kendir, kök boya
120 x 180 cm